Yiyerek güzelleşmenin yolu
|
dogal güzellik, saf temiz olmak,Manken Gibi Bir vücuda sahip olmak mı, Bunun için türlü yollar,makyaj organik güzellik salonlari, spa krem ,kuaför teknikleri, kozmetik,ürünleri,Dünyadaki en son ve en yeni trend,Bu trendi takip eden Madonna, ise saf organik,Yüz ve Cilt Bakımı,mezoterapi,peeling,ıpg,
|
a) Bir adet muz çatal ile ezilir. Üzerine bir tatlı
kaşığı krem şanti ilave edilip karıştırılır ve yüze sürülür. 15-20
dakika sonra ılık su ile yıkanır.
b) 20 gr badem yağı, 2 gr ispermeçet, 10 gr ıhlamur
losyonu ve 4 gr beyaz balmumu. Yağlı maddeler ve balmumu eritilir.
Ihlamur losyonu katılıp karıştırılır, ocaktan alındıktan sonra
soğuyuncaya kadar karıştırmaya devam edilir.
c) Üç çorba kaşığı rendelenmiş havuç, üç çorba kaşığı
kadar ince doğranmış marul yaprağı, on dört çorba kaşığı süt ve yedi
çorba kaşığı kaynar su. Havuç ve marulun üzerine kaynar su dökülür ve
sekiz saat bekletilir. Sonra süt konularak karıştırılır. İki saat daha
bekletildikten sonra süzülüp şişeye konur. Rahatlatıcı, temizleyici ve
cildi duyarlı olanlar için idealdir...
Göğüs çatlakları genellikle bebek emziren bayanlarda görülmektedir.
Bu çatlaklar hem anne sütünden hem de bebek tükürüğünden meydana
gelmektedir. Dikkat edilmelidir, aksi takdirde mikrop kapma olasılığı
yüksek olmakla birlikte doktora görünmekte fayda vardır.
Bunun için bazı öneriler:
a) İkişer tutam boyotu, sığırkuyruğu çiçeği ve
yabangül çiçeği bir kaba konularak üzerine yeteri kadar su ilave
edilerek kaynatılır. Soğuduktan sonra göğüsler bu su iîe yıkanır.
b) Birer tutam akpapatya yaprağı, karakafes otu ve
akhuş ağacı yemişleri yeteri kadar su ilave edilerek kaynatılır.
Soğuduktan sonra pamuk veya bir parça bez yardımıyla çatlak bölgelere
sürülür....
İnce görünmenin incelikleri
Bir iki kilonun lafı bile olmaz, ben hilelerimle onları yok ederim� dedirtecek harika önerileri mutlaka uygulamalısınız.
�Amaan bütün kış diyet yaptım, bari tatilde rahatça istediğimi
yiyeyim� rehavetine kapılmış olabilirsiniz. Tamam kabul! Ama bir davete
gideceğiniz sırada ya en beğendiğiniz kıyafetinizin içine sığamazsanız?
Ya da kilolarınızla balık eti kıvamında yaşamaya bünyeniz alışsa da ruh
sağlığınızı korumak için aynada kendinizi ince görmek istiyorsanız...
Üstelik dergilerde fotoshop mucizesiyle �sıfır beden� kadınlar
sinirinize de dokunurken! İnsanın böyle zamanlarda bir yerlerde düğmeye
basıp �tıss� diye sönüp bir deri bir kemik kalası geliyor. Ama nerdee!
Boşa kürek sallamayalım boş lakırdıyla. Gereksiz hayıflanmalar ve afaki
hayaller yerine size cebinizde saklamalık pırlanta gibi önerilerimiz
var. Saç şeklinizden kıyafetinizdeki detaylara, bitki çayı kürlerinden
makyajınıza kadar küçük hilelerle nasıl daha zayıf görünebileceğinizi
derledik bu yazıda. Bu tavsiyelerle emin olun birkaç kilo daha zayıf
görüneceksiniz! E hadi abartmamak kaydıyla, çıldırtan dondurmalar,
meyveli alkollü kokteyller ve iştah kabartan barbekülerin tadına bakmak
için izniniz var. En azından ince görünmenin incelikleriyle içiniz
biraz rahat olsun! İşte tepeden tırnağa zayıf görünme formülleri!
Saçların kesimine dikkat � Katlı kesilmiş saçlar, yanakları iki
taraftan kısmen kapatarak toplu yüzlerin daha ince görünmesini sağlar.
� Perçem şeklinde alına düşen kakül, yüzü boy olarak kısalttığı
için daha toplu gözükmesine neden olur. Oysa ki kaküllerinizi iki
yandan geriye doğru fönlediğinizde, yüzünüzü enlemesine dar ve ince
gösterirsiniz.
� Unutmayın ki saç ne kadar kabarıksa etrafını sardığı yüz o kadar
küçük görünecektir. İyisi mi dolgunlaştırıcı şampuanları yazın
banyonuzdan eksik etmeyin.
� Saçta değişik renk tonlarının yaratacağı hareket, yüzlerin
yuvarlaklığını, yanakların tombulluğunu kamufle edecektir. Tatile
çıkmadan önce iyi bir kuaföre uğrayıp, saçınızın açık tonlarından
hareketli dokunuşlar kazandırın. DİKKAT! Uzun uzun salınan saçlar
havalı görünebilir ama unutmayın ki uzun saç ağır olacağı için kendini
sönük bir şekilde aşağı bırakacaktır. Saçınızın hacimli durmasını
sağlamak için, özellikle kesimi katsızsa, boynu omuz hizasından daha
uzun tutmamalısınız. Makyajla hatlarınızı belirginleştirin � Koyu
rengin ince gösterdiği gerçeğinin yüzünüz için de geçerli olduğunu
unutmayın ve her şeyden önce teninizi bir şekilde brozlaştırın. Bu
sıcak yaz günlerinde pek zor olmasa gerek!
� İnce yüz demek kemikli yüz demektir. Dolayısıyla birkaç makyaj
hilesiyle yüzün kemiklerini vurgulamak gerekiyor. Bunun için elmacık
kemiklerinin alt kısmına koyu bir fondötenle gölge düşürebilirsiniz.
Tam kemiklerin üzerine de açık renk bir allık uygulayıp iyice
belirginleşmesini sağlayın.
� Makyaj yapmadan yarım saat önce yüzünüze uygulayacağınız buz
kopresi, yüzünüzdeki şişkinlikleri indirmeye yardımcı olacaktır.
DİKKAT! Gözün içine çekilen siyah kalem gözleri küçük gösterdiği için
yüzün geri kalan kısmını daha da ortaya çıkartır. Gözün etkisini
artırmak için gözün içine beyaz renk uygulamalısınız. Duruşunuz 3 kilo
fark ettiriyor � Her şeyden önce dik durmayı bedeninize öğretin.
Başınızdan bir iple yukarı doğru çekildiğinizi hissedin ve yürüyüşünüze
bu duyguyu adapte edin.
� Karnınızı içeri çekip omuzlarınızı geride tutarak yürüyün.
İnanın bu yeni yürüyüşün etkisi vereceğiniz üç kiloya bedel. DİKKAT!
Fotoğraf çektirirken başınızı yukarı kaldırmak yerine aşağı doğru eğin.
Yüzünüzün daha ince çıktığını göreceksiniz. Ayrıca kolları vücudunuza
yapıştırarak daha tıknaz resim vereceğinizi unutmayın. Kalçalara etek
kamuflajı � Kıyafet seçiminde dikkat etmeniz gereken ilk nokta
güvendiğiniz yerinizi ön planda tutmaktır. İnce bacaklarınız varsa mini
etek giyebilir, göğüs dekolteniz güzelse derin v yakalı üstler giyip
dikkati oraya doğru çekebilirsiniz. Böylelikle kusurlu bölgeleriniz
ister istemez göze batmayacaktır.
� Geniş kalçaların gizli silahı eteklerdir. Kalkıp da mini etek
giyin demiyoruz elbette ama uzun ya da diz hizasındaki etekler
basenlerdeki fazlalıkları belirsizleştirip bilakis J.Lo. havasında
seksi bir kalça görüntüsü yaratacaktır.
� Basen problemi olup �yok ben pantolon rahatlığından vazgeçmem�
diyorsanız da size uzun boru paça pantolonları tavsiye ediyoruz.
Kalçayı sımsıkı saran pantolonlar yerine kalçanın şeklini ele vermeyen
boru paçalar sizin için ideal olacaktır.
� İri desenli, beyaz renk, jarse kumaş üst bölgesi kalın olanlar
için gerçek birer düşman. Göbekli vücutlar koyu renk ve çok dar ve ince
kumaşlı olmayan üstlerle kamufle edilmeli. Ama boyuna çizgili bir
elbisenin sizi olduğunuzdandaha ince göstereceğinizden emin
olabilirsiniz.
� Yüksek belli pantolonlar göbekli vücutlarda göbeği daha da
ortaya çıkartır. Düşük beller zaten göbeği kapatamaz bile. Bu durumda
tercih etmeniz gereken ikisinin ortasında bir bel kesimi olacaktır.
Bunu da pantolonun ağ dikişinden itibaren karışınızla ölçebilirsiniz.
Ağdan belin bittiği yere kadar bir tam karış mesafesi varsa beli
uygundur!
� Etek olarak pilili değil kloş ya da dar etekleri seçmelisiniz. Pilili etekler olduğunuzdan kilolu gösterecektir.
� Beliniz kalınsa kemerinizi belin çok az altında biraz da bol bir
şekilde tutmanızda yarar var. Bu şekilde göbeğinizi kemerin üstünden ya
da altından çıkartmak yerine tam altında gizleyecek şekilde kamufle
etmiş olursunuz.
� Dolgu topuklar çok moda olmasına rağmen tıknaz bir görüntüye
neden oluyor. İnce topuklu ayakkabılar her zaman daha zarif ve ince bir
duruşa sahip olmanızı sağlar. Acil çözüm � Bitkisel çayların bol
miktarda tüketilmesi vücutta biriken toksinlerin atılmasını
kolaylaştırır. Her gün bitki çayı karışımından en az 4 bardak için.
Bitki çayı: Porselen demlik içerisinde 1 tatlı kaşığı adaçayı, 1 çay
kaşığı biberiye, 2 adet funda yaprağı, 1 tutam ardıç tohumu, 1 tutam
mısır püskülü, mersin yaprağı ve kiraz sapı, 2 poşet yeşil çay, 1 poşet
elma çayı, çubuk tarçın, 3 adet kurutulmuş elma kabuğu, 2 adet tane
karanfil 10 dakika sıcak suda demleyin. Süzün, 1 dilim limon ekleyip,
şekersiz için. Bu tonik dışında; papatya, nane, mate, rezene, ısırgan,
ekinezya, melisa, kara hindiba çayları da tercih edilebilir.
� Kafein içeriği yüksek olan kahveler, çay, gazlı içecekleri hiç tüketmeyin.
� Baharatlar stimule edici, canlandırıcı etkileriyle fasting
programlarına yardımcıdırlar. Özellikle taze zencefil, kimyon, biberiye
muskad, ve kişniş tohumunun güçlü toksin atıcı etkilerinden
faydalanılmalıdır.
� Mevsim meyvelerinden aşırı olmamak kaydıyla tüketmeye gayrat edin.
� Bitki suları, probiyotik yoğurt ve sebze çorbalarını sık sık tüketmeyi de ihmal etmemelisiniz...
117 milyon çocuk obezite tehdidi altında
117 milyon çocuk obezite tehdidi altında
Gıda reklamlarının çocuklar üzerindeki etkisi ve okul kantinlerinde
satılan gıdaların içeriğine işaret edilerek, çocuklar ve toplumumuz
hızla sağlığını kaybetmeden tüm kesimlerin üzerine düşeni yapması
gerektiği ifade edildi.
Tüketici Hakları Derneği (THD) Genel Başkanı Turhan Çakar, gıda reklamlarının çocuklar üzerindeki etkisi ve okul
kantinlerinde satılan gıdaların içeriğine işaret ederek, "Çocuklar
ve toplumumuz hızla sağlığını kaybetmeden tüm kesimler üzerine düşeni
yapmalı" dedi. Çakar, 15 Mart Dünya Tüketici Hakları Günü etkinleri
çerçevesinde Dernek
Genel Merkezinde "Çocuklara Yönelik Reklamların Çocuklar
Üzerindeki Etkisi" konulu bir basın toplantısı düzenledi. 13 milyar
dolarlık reklam THD Başkanı, çokuluslu şirketlerin 2006 yılında
internet oyunları, sosyalleşme siteleri, çizgi film karakterleri ve
bunlara bağlı ünlü kuruluşlar aracılığıyla gıda, alkolsüz içecek ve
şekerleme alanındaki reklamlara harcadıkları paranın 13 milyar dolar
olduğuna dikkat çekti. Obezite ile savaş
Turhan Çakar, THD�nin, çocuklara yüksek kalorili ama düşük besin
değerli gıdaların pazarlanmasının alan ve boyutunun kısıtlanması için
dünya çapında teklifler başlatan Uluslararası Tüketiciler Birliği�ne ve
Uluslararası Obeziteyle Mücadele Gücü�ne katıldığını bildirdi. Bu
kuruluşların Dünya Sağlık Örgütünü "çocuklara gıda pazarlamaya yönelik
uluslararası düzenlemeyi" benimsemeye ve ulusal gıda pazarlaması
mevzuatıyla bu düzenlemenin birleştirilmesine çağrıda bulunduğunu
anlatan Çakar, "Bu düzenlemenin benimsenmesi obeziteyle
ilgili hastalıklar tarafından halihazırda tehdit edilen 117 milyon
çocuğa yardım açısından büyük bir adım olacaktır" dedi. Sağlıksız
gıdaları teşvik eden reklamlar engellenmeli
Çakar, Uluslararası Tüketiciler Birliği ve Uluslararası Obeziteyle
Mücadele Gücü�nün, Dünya Sağlık Örgütünün üye devletlerinin söz konusu
düzenlemede yer alan, "Saat sabah 6 ile akşam 9 arasında sağlıksız
gıdaları teşvik eden reklamların radyo televizyonlarda yasaklanması,
internet siteleri, sosyalleşme siteleri gibi yeni medyayı kullanarak
sağlıksız gıdaların pazarlanmasının engellenmesi, okullarda sağlıksız
gıdaların teşvikinin engellenmesi, sağlıksız gıdaların pazarlanmasında
ünlülerin, çizgi film karakterlerinin ve yarışmaların kullanılmaması"
tavsiyelerini kabul etmelerini isteyeceğini belirtti...
milliyet.com.tr....
Aromaterapi bitkileri faydasız mı
ABD�nin Ohio Devlet Üniversitesinde yapılan bir araştırmada, kokuların
hiçbirinin stres, bağışıklık durumu, ağrı kontrolü ya da yara
iyileşmesinin göstergeleri olan biyokimyasal parametreler üzerine
olumlu etkisi olmadığı belirlendi.
Merkezi Konya�da bulunan Toplum Sağlığı Araştırma ve Geliştirme
Merkezi Müdürü Prof. Dr. Nazmi Zengin, yaptığı açıklamada,
aromaterapinin, bitkilerin kök, çiçek ve yapraklarından elde edilen yağ
özleriyle yapılan bir alternatif tedavi yöntemi olduğunun düşünüldüğünü
söyledi. Kökü binlerce binlerce yıl öncesine dayanan bu yöntem
çerçevesinde önemli bir pazarın oluştuğunu ifade eden Zengin, "Bu
tedavinin etkili olduğu kulaktan kulağa, basın yoluyla, özellikle de
internet ortamındaki web siteleri ve mail grupları yoluyla yayılıyor.
Ama bu konuda yapılmış bilimsel çalışmaların sayısı oldukça az" dedi.
Zengin, insanların yüzyıllardır aromatik bitkileri sağlığa ve güzelliğe
iyi geldiği, stresi ve baş ağrısını giderdiği, yaraları iyileştirdiği
inancıyla kullanmaya devam ettiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Gerçekte aromatik bitkilerin sanıldığı gibi insan sağlığı üzerinde bir
faydası olmadığı yapılan bilimsel çalışma ile tespit edilmiş. Bu konuda
en son ABD�nin Ohio Devlet Üniversitesi Sağlık Psikolojisi Bölümü�nden
Janice Kiecolt-Glaser ve arkadaşları tarafından bir araştırma yapıldı.
54 denek üzerinde yapılan bilimsel çalışmada, kokuların hiçbirinin
stres, bağışıklık durumu, ağrı kontrolü ya da yara iyileşmesinin
göstergeleri olan biyokimyasal parametreler üzerine herhangi bir olumlu
etkisi olmadığı belirlenmiş. Ayrıca yapılan araştırmada bazı durumlarda
aromatik yağ uygulamasının saf su uygulaması kadar bile etkili olmadığı
tespit edilmiş." Zengin, milyonlarca doların döndüğü büyük bir sektör
haline gelen aromaterapinin, yapılan bu araştırma ile sağlığa olumlu ya
da olumsuz etkisi olmadığının kesinleştiğini dile getirerek, "Bu
yağların kokusu güzel olabilir ve kokusunu sevdiğiniz için para verip
alabilirsiniz ancak sağlığınıza iyi geleceğini düşünerek bunlara para
verirseniz aldanıyorsunuz demektir" dedi....
milliyet.com.tr...
Yeme bozuklukları, stres, depresyon, vitamin eksiklikleri unutkanlığın
nedenleri arasında sayılıyor. Hafızayı güçlendirmek için doğru besin
tüketimi önemli.
Elma
Günde bir ya da iki adet elma, unutkanlığı bir kenara bırakmanıza
yardımcı olur. Elmanın içinde bulunan antioksidan madde hafızanın
güçlenmesini sağlar. Beyindeki hücrelerin serbest radikallerden
etkilenmesini engeller.Yapılan araştırmalar alzheimer hastalığına
yakalanmış kişilerin günde iki elma yiyerek oldukça büyük gelişme
gösterdiklerini ortaya koymuştur. Omega 3
Omega 3 hafızayı güçlendirir. Somon, ton, sardalye balıklarında
oldukça fazla miktarda bulunur. Omega 3 içeren bu balıkları haftada en
az iki defa tüketmek gerekmektedir. Omega 3�ün en iyi bitkisel
kaynakları arasında koyu yeşil yapraklı sebzeler, yağlı tohumlar ve
ketentohumu sayılmaktadır. Ceviz, badem ve fındık da Omega 3
kaynaklarıdır. Demir
Demir, hafızanın daha iyi çalışmasını salar. Yeme alışkanlıklannız
içinde demir içeren besinler az sayıdaysa hafızanız ile ilgili problem
yaşamanız doğaldır. Demirin beyne oksijen taşınmasında çok önemli bir
rolü vardır. Kırmızı et, kuru baklagiller, koyu yeşil sebzeler, domates
ve pekmez demir açısından zengin olan yiyeceklerdir. Domates
Domateste bulunan ve oldukça güçlü bir antioksidan olan likopen,
alzheimer gibi hafızanın zayıflamasına yol açan hastalıklara karşı
oldukça etkilidir. Bu nedenle bol bol domates tüketmeye çalışmalısınız.
Fındık
Yapılan araştırmalar E vitamininin zayıflayan hafızaya oldukça
yardımcı olduğunu ortaya koymuştur. E vitamini açısından oldukça zengin
olan fındık yemek de, bu nedenle beyin için yararlıdır. Aynı zamanda
bitkisel yağlar, yerfıstığı, ayçekirdeği ve buğday E vitamini açısından
zengin besinlerdir. Brokoli
C vitamini de hafıza açısından oldukça yararlıdır ve C vitamini
içeren besinlerin başında brokoli gelir. Brokoli hem hafızaya hem de
diğer hastalıklara iyi gelen bir yiyecektir. Bu nedenle mümkün
olduğunca çok tüketilmesinde fayda vardır. Ayrıca turunçgiller, kivi,
patates, karnabahar, kavun, çilek, incir, kırmızı ve yeşil biber de bol
C vitamini içerir. Unutkanlık nedenleri
Aşırı stresli ortamda bulunmak unutkanlığın en büyük nedenlerinden biridir.
Zihinsel meşguliyetin fazla olması da hafızayı yavaşlatır.
Depresyon geçiriyor olmak unutkanlığa neden olabilir.
Aşırı sorumluk duygusundan dolayı çok ayrıntılara dalmak da unutkanlığa neden olur.
Hafızayı yavaşlatan nedenlerden biri de beslenme bozukluklarıdır.
Bazı kaygı bozuklukları, şizofreni, bunama, kafa yaralanmaları,
beyin kanamaları ve alzheimer gibi hastalıklar unutkanlığa yol açar.
Vitamin eksiklikleri de bir başka nedendir.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi�ne göre herkes en yüksek düzeyde sağlıklı olma ve sağlık hizmeti alma temel hakkına sahiptir.
Sağlık sorunları çok çeşitlidir. Tedavi için gerekli uzman kişiler,
teknik ekipman, mekân gibi kaynaklar ise her zaman sınırlıdır. Bu durum
tüm dünya için geçerlidir. Sağlık hizmetlerinin temel amacı kişileri
hastalıklardan korumaktır. Ancak her türlü çabaya karşın herkesi
hastalıklardan korumak mümkün olmaz, bazıları hastalanır. Bu durumda
ise tedavi söz konusudur. Tedavi maliyeti koruyucu sağlık hizmeti
maliyetinden daha yüksektir ve zor bir süreçtir. Kişiye yönelik
koruyucu hizmetler doğrudan bireyleri ilgilendirdiği için herkesin, bu
konuya özen göstermesi önemlidir.
Özellikle gençlere yönelik koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında
üreme sağlığı, cinsel sağlık, gebelikten korunma yöntemleri, madde
bağımlılığı, sigarayla savaş gibi konular en başta gelir. Bunun yanı
sıra bağışıklama yoluyla toplumun yüzde 85-90�ı bir hastalığa karşı
bağışık duruma getirilirse o hastalık kontrol altına alınabilir.
Bulaşıcı hastalıklardan korunmada en etkili yollardan biridir.
Hastalanmadan önlem alın Hastalıklar ne kadar erken dönemde teşhis
edilirse tedavileri de o kadar kolay, başarılı ve ekonomik olur.
Kişiler bu konuda eğitilmeli ve sağlık personeli de bu konuya önem
vermelidir. Hastalıklar kötü beslenen kişilerde daha ağır klinik
tablolar gösterir. Kişilerin beslenmelerinin yeterli ve dengeli olması,
hastalıklardan, ölüm ve sakatlıklardan koruyabilir.
Mayo Clinic tarafından Mart ayında yayımlanan yeni bir araştırma,
beş önemli sağlık stratejisiyle yılda 100 binden fazla hayat
kurtarılabileceğini gösterdi. Masraftan korkmak, yoğun yaşam ve iş
programları veya sadece doktordan kaçınmak, kişilerin önleyici bakım
almalarına engel oluyor. Ancak önemli taramaları atlamak, hastalık
riskini veya bir hastalığın tedavisinin daha zor olduğu ileri bir
safhada teşhis edilme riskini artırıyor. Araştırmanın sonucunda çıkan
yapılması gereken beş unsur şunlar: 1 Her sene grip aşısı olmak: Eğer
50 yaş ve üstündeki yetişkinlerin yüzde 90�ı her yıl grip aşısı olsaydı
yılda 12 bin kişinin hayatı kurtulurdu. Yetişkinlerin yaklaşık yüzde
37�si grip aşısı oluyor. 2 Meme kanseri taramalarını düzenli yaptırmak:
40 yaş ve üzerindeki kadınların en az iki senede bir mamogram
çektirmesi ve klinik bir muayeneden geçmesi gerekiyor. Eğer kadınların
yüzde 90�ı bunu yapsaydı her yıl 3 bin 700 kişinin hayatı kurtulurdu.
Bugün, bu yaş grubundaki kadınların yüzde 67�si son iki yılda meme
kanseri taramasından geçmiş. 3 Kolorektal kanser taramalarını
yaptırmak: 50 yaş; bir doktora, kolorektal tarama seçeneğiyle ilgili
danışmanın ve bunu yaptırmanın tam zamanıdır. Eğer yetişkinlerin yüzde
90�ı bu taramayı gerektiği zaman yaptırıyor olsaydı her yıl 14 bin
kişinin hayatı kurtulurdu. Bu yaş grubundaki yetişkinlerin yüzde 50�den
azı bu taramayı yaptırmış. 4 Bir doktora aspirin terapisini sormak:
Eğer 65 yaş üzerindeki kadınlar ve 40 yaşın üzerindeki erkeklerin yüzde
90�ı kalp krizini veya inmeyi engellemek için günde bir aspirin alsaydı
her yıl 45 bin kişinin hayatı kurtulurdu. Ancak aspirine başlamadan
önce bir doktora danışmak önemli. Erken teşhis ve koruyucu sağlık
hizmetlerine mutlaka zaman ayırın. 5 Bir doktorla sigarayı bırakma
yollarıyla ilgili konuşmak: Eğer sigara içenlerin yüzde 90�ına
doktorları tarafından sigarayı bırakmaları önerilseydi ve yardımcı
olmak için ilaç ve diğer kaynaklar sunulsaydı her yıl 42 bin kişinin
hayatı kurtulurdu. Bugün sigara içenlerin sadece yüzde 28�i bu
hizmetleri alıyor.
Doğru beslenme başarıyı artırıyor
Doğru beslenme başarıyı artırıyor
Kahvaltı bir çocuğun okuldaki başarısını ve dikkatini etkileyen günün
en önemli öğünü. Kahvaltı uzun bir gece açlığından sonra vücudun enerji
almasını ve güne başlamasını sağlar
Kahvaltı çok önemli!
Kahvaltı bir çocuğun okuldaki başarısını ve dikkatini etkileyen
günün en önemli öğünü. Kahvaltı uzun bir gece açlığından sonra vücudun
enerji almasını ve güne başlamasını sağlar. Ayrıca kahvaltı yapan bir
çocuk okulda bulunduğu süre boyunca abur cubura yönelir. Bu yüzden
çocukların kahvaltı yapmaları şarttır. Kahvaltıda muhakkak süt, peynir,
yumurta gibi protein kaynakları, domates, havuç, salatalık gibi
sebzeler ve ekmek olmalıdır. Çocuk fazla kilolu değilse pekmez, reçel
veya bal tüketilebilir. Salam, sosis, sucuk gibi yağlı ve nitrit-nitrat
içeriği yüksek olan besinlerin fazla tüketilmemesi önerilmektedir.
Tenefüste meyve, süt
Çocuğun tenefüslerde okul kantininden cips, çikolata, hazır meyve
suları, kola gibi abur cuburları almasını önlemek için muhakkak yanına
meyve, kuru meyve, süt, sebze çubukları veya evde yapılmış küçük kekler
gibi alternatif besinler konulmalı ve ara öğün yeme alışkanlığı
kazandırılmalıdır. Çocuğun beslenmesine büyük bir elma yerine, 2 çeşit
küçük meyve konulması çok daha mantıklıdır. Çünkü çocuk büyük bir
meyveyi tüketmekte zorlanabilir...
Şekerleme ve çikolata tüketiminin ucunu kaçırdıysanız ve pişmanlık
duygusuyla aldığınız kalorilerden hemen kurtulmak istiyorsanız, bu
hızlı kalori yakma yöntemlerini deneyin.
2 adet naneli bitter çikolata Anında yakın: Kollarınız göğüs
hizasında ve dirsekten kıvrık şekilde ayakta durun. Elinize ağzına
kadar su dolu büyük bir bardak alın. Olduğunuz yerde aşağı, yukarı
yaylanarak adım atın. Hareketi 3'er dakikalık 3 set halinde
tekrarlayın. Aralarda 30 saniye dinlenin. Ya da 20 dakika boyunca cam
silin. 5 parça yüze 70 bitter çikolata= 95 kalori Anında yakın:
Bacaklarınızı çok az aralayın. Dizlerinizi bükün ve parmak uçlarınızda
durun. Kollarınızı öne doğru uzatın, omuz hizasında açın,
dirseklerinizden yukarı doğru bükün. Ardından zıplayarak bir daire
çizin. Her bir daireyi, bir tur olarak duşunun. Hareketi 10 turdan 3
set olarak tekrarlayın. Ya da 20 dakika boyunca merdiven çıkın. 2 adet
yumuşak şeker: Yaklaşık 46 kalori Anında yakın: Yerde kollarınız,
dirsekleriniz ve ayak parmaklarınızdan destek alarak dümdüz durun.
Ardından ayaklarınızı yerden kaldırmadan sol dizinizi göğsünüze çekin
ve tekrar eski pozisyonuna gelirin. Sağ dizinizle de tekrarlayın. İki
dakika boyunca yapın. Ya da d20 dakika yürüyün...
milliyet.com.tr...
Baharla birlikte başlayan aksırıklar, burun akıntısı, gözlerde kızarma
ve sulanma, en sık rastlanan alerjik hastalık olan bahar nezlesinin
belirtilerilerinden bazıları.
24 Mart 2008 Pazartesi
Alerjisi olanlar için bahar kâbusa dönüşebilir. Baharla birlikte
başlayan aksırıklar, burun akıntısı, gözlerde kızarma ve sulanma, en
sık rastlanan alerjik hastalık olan bahar nezlesinin
belirtilerilerinden bazıları. Bahar aylarında sık görülen saman
nezlesi (alerjik rinit) hastalığı birçok kişinin yaşam kalitesini
bozuyor. Toplumun yüzde 20�sini etkileyen bu hastalıkla ilgili merak
edilenler hakkında kulak burun boğaz uzmanı Dr. Süreyya Şeneldir, bilgi
verdi. Alerjik rinit, en sık görülen alerjik hastalıktır. Toplumun
yaklaşık yüzde 20�sini etkilemektedir.
Bazı kişiler alerjik riniti çok hafif atlatırken bazıları için çok
ağır geçer. Hatta işlerini engelleyerek yaşam kalitesini bozar.
Hastalık her yaşta ortaya çıkabilir ancak genelde 1 - 20 yaş arası
başlar. Çoğunlukla ailede aynı ya da benzeri hastalıklar mevcuttur.
Temel belirtileri Burunda kaşıntı, sulanma, hapşırma, aksırma
nöbetleri, damakta kaşınma, öksürük ve boğaz ağrısı, boğazı temizleme
isteği, gözlerde sulanma, kaşıntı temel belirtilerdir.
Havada taşınabilecek kadar küçük ve hafif olan hayvan ve bitki
proteinleri gözümüz, burnumuz ve boğazımızdaki zarlar üzerinde
birikirler. Polenler, mantar sporları, hayvan tüyleri ve ev tozları bu
parçacıkların en sık rastlanılanlarıdır. İlkbaharın erken dönemlerinde
alerjik rinite sıklıkla polenler veya çevrede yaygın olarak bulunan
ağaçlar neden olmaktadır. İlkbaharın geç dönemlerinde ise polenler
çayırlardan kaynaklanmaktadır. Renkli süs bitkileri nadiren alerjiye
neden olurlar, çünkü polenleri havayla taşınamayacak kadar ağırdır.
Polenden korunmak için; * Polenlerin en fazla uçuştuğu sabah saat 05.00
- 10.00 arası açık havaya çıkmayın. Ağız ve burnu kapatan maskeyle
çıkabilirsiniz.
* Polen zamanı açık havada spor yapmayın.
* Saçlar tozu tutar. Bu nedenle her akşam saçlarınızı yıkayıp duş alın.
* Çocukların sokaktan geldikten sonra üstlerini hemen değiştirmelerini sağlayın.
* Arabada giderken camları açmayın. Hava değişimi için klimadan yararlanın.
* Tatil için deniz kenarını tercih edin.
* Dışarıda gözlük ve şapka kullanın. Gözlükleri hergün akan suyun altında yıkayın.
* Çim biçmekten kaçının veya maskeyle yapın.
milliyet.com.tr....
Cilt güzelliğinin sırrı sağlıklı beslenmede yatıyor. Uzmanlar, beslenme
alışkanlıklarını değiştirerek cilt, saç ve tırnaklardaki olumlu
değişimin fark edileceğini belirtiyor.
Cilt esnekliği için C vitamini, saç beyazlamasına karşı çinko,
sağlıklı tırnaklar ve parlak saçlara sahip olmak için de salatalık ve
domateste bulunan silika öneriliyor. Memorial Hastanesi Dermatoloji
Bölümü�nden Uz. Dr. Ayfer Aydın dış görünüşümüzün iç sağlığımızın
aynası olduğunu belirterek, �Yiyip içtiğimiz her şey, meyveler ve
sebzeler cilt sağlığımız için büyük önem taşır. İşlenmiş ve katkı
maddeleri içeren hazır gıdalar, tütsülenmiş etler, dondurucuda
bekletilmiş hazır yiyecekler son derece sağlıksızdır� diyor.
Suyun cildimiz için önemli bir toksin atma yolu olduğunu
hatırlatan Dr. Aydın, şu bilgileri veriyor: Kırışıklığa karşı günde iki
litre su Yaşla birlikte deri giderek nem oranını ve esnekliğini
kaybeder. Bunu çok ucuz ve çok sağlıklı bir şekilde çözecek tek şey bol
su içmektir. Bol su içmekle derinin hem nem oranı artar hem de su yolu
ile çok sayıda toksin atılarak cildimiz parlak, diri ve genç kalır.
Günde en az iki litre su içerek hücreleri temizlemek, dolgunlaştırmak
ve kırışıklıkları azaltmak mümkündür. Kahve, çay ve meyve suyu gibi
farklı sıvıları tüketmek cildin su ihtiyacını karşılamaz. Alkol
almayın, kahve ve soda içmeyin çünkü bunlar su kaybına neden olurlar.
Canlı ve ışıltılı görünümlü bir cilt için bol miktarda çiğ meyve, sebze
ve bunların sularını tüketmek gerekir. Çünkü bu besinler
pişirildiklerinde zarar görür ve faydalı özelliklerini kaybeder. Çiğ
sebze ve meyvelerin ağırlıklı olduğu bir beslenme düzeni; cildi korur,
yeniler, esnekliğini sağlar ve sağlıklı bir ışıltı verir. Cilt
sağlığını korumak için; C Vitamini: Kolajen yapı için gereklidir, cilt
esnekliğini sağlar. Narenciyelerde, kivi, orman meyveleri ve maydanozda
bulunur.
Çinko: Kolajen yapı için çok önemlidir ve saçın beyazlamasını engeller. Kabak çekirdeği ve zencefil kökünde bulunur.
Sülfür: Bütün bağlayıcı dokuların inşa edilmesine yardımcı olur. Lahana, brokoli, sarmısak ve soğan en zengin kaynaklarıdır.
Silika: Cilt esnekliğinin korunmasını sağlar, sağlıklı tırnaklar ve
parlak saçların oluşmasını sağlar. Salatalık, domates, dolmalık biber
ve yulafta bulunur.
Magnezyum: Aşırı tuz ve diğer toksinlerin neden olduğu fazla su
tutulmasının önüne geçerek hücreyi rahatlatır. Yeşil yapraklı sebzeler
en iyi kaynaklarıdır.
Beta karoten: Güneş yanığına karşı korur. Havuç ve yeşil yapraklı sebzeler önemli kaynaklarıdır.
E Vitamini: Çözülebilir antioksidan bir yağdır, hücre zarlarının
korunmasına yardımcı olur. Zeytin, avokado, kabuklu yemişler, tohumlar
ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunur.
Temel yağ asitleri: Cildin elastikiyetinin korunmasında anahtardır.
Cildin doğal yağlarını dengeler ve canlı bir görüntü sağlar...
Terleme ile birlikte vücut birçok mineral kaybeder. Enerjik olmak için bolca sıvı almanız çok önemli.
Herhangi bir sporcuya, "En çok ne içersiniz?" diye sorulsa, cevabı
büyük bir ihtimalle 'su' olurdu. Spor yapan, daha doğrusu bol miktarda
enerji sarf eden tüm insanların en dikkat ettiği husus; bol miktarda
sıvı almaktır. Yaz aylarında bu ihtiyaç daha da artar. Çünkü sıcaklarda
vücut her zamankinden daha çok terler ve normalde günde yaklaşık 2.5
litre sıvı kaybetme oranı 3 - 4 misli artabilir. Terlemeyle birlikte
insan birçok değerli mineral de kaybeder. Bu kayıp bol sıvı içilerek
telafi edilmediği takdirde ise kişilerde konsantrasyon eksikliği,
yorgunluk, kaslarda kramp veya mide bulantısı gibi rahatsızlıklar
görülebilir.
Ne zaman sıvı tüketmeli? Zamanlama çok önemli. Çünkü buna bağlı
olarak enerjinizi artırabilir veya azaltabilirsiniz. Ne kadar
içmeliyiz?
Günde 1.5 - 2 litre normal koşullar altındaki ihtiyacınızı karşılar.
Günde 2.5 - 3 litre düzenli spor / fitness yapanların ihtiyacıdır.
Günde 3 - 4 litre en az 2 saat spor yapanlar için şart.
Spordan önce:
Başlamadan yarım saat kadar önce 'depoyu doldurun' ve en fazla yarım litre sıvı alın.
Spor sırasında:
Bir saatten fazla faal olanlar ara sıra mola verip su (veya başka
bir sıvı) içmeli. Uzmanlar 0.5 -1 litre arasında bir miktar tavsiye
ediyor. Hepsini bir defada değil, azar azar içmek gerekiyor. Spor
süresi bir saati geçmiyorsa, sonunda içmek de makul.
Spordan sonra:
Hareketli olan insanlar için su şişesini elinden düşürmemek
nerdeyse bir kural. Özellikle sıkı bir sporun ardından vücudun
kaybettiği gücü geri kazanmaya ihtiyacı var. En az 1 litre su / sıvı
azar azar alınmalı.
Bunlara dikkat
İçecekler konusunda titiz davranmalısınız. Damak zevkinize hitap eden her sıvı, ne yazık ki aynı zamanda sağlıklı olmuyor.
Buz gibi soğuk içecekler mide ve bağırsakları rahatsız eder, enerjinizi azaltır.
Kafein, şeker veya alkol içeren içecekler spor sırasında tabu. Çünkü susuzluğu artırırlar.
Meyve suları ise midede çok uzun süre kaldığı için susuzluğu gidermez.
Spor sırasında süt veya sütlü içecekler de önerilmiyor. Çünkü bunlardaki protein ve yağ sindirimi zorlaştırıyor.
En gözde enerji içecekleri
- Susuzluğun en iyi çözümü kesinlikle sudur. Fakat içeceğiniz suyu
seçerken şişenin üzerinde bulunan magnezyum, kalsiyum, potasyum ve
sodyum değerlerine dikkat edin.
- Elma suyu ve soda karışımı serinletici, lezzetli ve bol
vitaminli bir enerji içeceğidir. Elma suyu / soda için en ideal oran
1:3'tür. Yani az elma suyu, bol soda. Elmanın yerini portakal veya
multi - vitamin meyve suları da alabilir.
- Soğuk meyve veya bitki çayları da değişik bir alternatif.
Özellikle de bunları tatlandırmak için şeker yerine bal
kullanabilirsiniz. Spora başlamadan önce ballı yeşil çayınızı
hazırlayıp soğumaya bırakın, daha sonra da tadını çıkarın.
- Hazır enerji içecekleri ise daha çok sporcuların tercihi.
Bunların içinde bol miktarda vitamin ve mineral bulunuyor. Fakat bu
içecekleri ancak çok uzun süreli, en az 3 saat spor yapanların
tüketmesi tavsiye ediliyor.
- Ülkemizin en gözde ve vazgeçilmez içeceklerinden biri olan
ayran da lezzetli bir seçenek. Düşük kalorili, üstelik potasyum ve
kalsiyum açısından da zengin. Ayrıca krem kıvamıyla hem susuzluğu
gideriyor hem de ferahlık veriyor...
El kremleri, şampuanlar hatta tıraş ürünleri onun rahatlatan ismiyle insanlar tarafından güvenilir olarak biliniyor. Geçmişte ürünlerin bileşimindeki listenin son sırasında yer alan buyor. Tıpkı çölde yetişen kaktüsün suyu depoladığı gibi aloe vera da insan cildini kurumaktan koruyor. mucizevi bitki, günümüzde garantili bakımın anahtar maddesi olarak öne çıkarılı
Uzun yıllardır bilinen aloe vera bitkisi, son yılların en gözde
bitkileri arasında bileşimindeki yüksek değerli maddeler bakım
ürünlerinde çok yönlü olarak kullanılabiliyor. Bilinen 3 bin aloe
çeşidi arasından cilt
ve organizma üzerinde etkili olan “Aloe bardadensis miller” türüdür.
Gerçek aloe vera bitkisi kaktüse çok benziyor. Bilimadamları bu bitkinin şeffaf yapraklarında çok sayıda etkili madde olduğunu keşfetmişler. Vitaminler, mineraller, enzimler, amino asitleri ve esansiyel yağ asitleri…
Peki, aleo vera bitkisi etkisini nasıl gösteriyor. Aloe vera’lı doğal kozmetik ürünleri cildin nem dengesini düzenliyor, cildin doğal koruyucu tabakasını destekliyor ve onu zararlı dış etkenlerden koruyor. Aloe vera jeli cildi yatıştırdığı gibi, küçük yaraları iyileştiriyor. Özellikle vücut losyonları ve güneş sonrası bakım ürünleri idealdir. Ancak aloe vera’nm ciltjeli ya da şampuan olarak kullanımı ise uzmanlara göre oldukça anlamsız. Nedeni, her iki formda da ürünün ciltte ve saçta çok kısa süre kalıyor olması. Ayrıca bitkinin toplanmasından sonra gördüğü işlem de etkisinin az ya da yoğun olmasında önemli rol üstleniyor....
üzerinde etkili olabilmesi bir anlamda ürünle bağlantılı. Duş
Ardıç, Bergamut, Limon, Papatya, Portakal
Ardıç, Bergamut, Kayısı, Kekik, Kil, Lavanta, Papatya, Portakal
Ardıç, Kekik, Papatya
Ardıç, Bergamut, Gül, Papatya
Adaçayı, Buğday, Portakal, Üzüm, Yasemin, Yosun, Zeytin
Ardıç, Papatya
Buğday, Gül, Itır, Kekik, Portakal, Tarçın
Buğday, Portakal
Kekik, Papatya
Ardıç, Yasemin, Zambak, Zeytin
Itır, Kil
Limon, Portakal, Tarçın
Bal, Defne, Zeytin
Menekşe
Menengiç
Buğday, Gül, Menengiç , Zeytin
Menengiç
Buğday, Zeytin
Aloevera, Gül, Patçuli
Menengiç
Bal, Gül
Bal, Defne, Zeytin
Adaçayı, Defne, Portakal
Aloevera, Bal, İğde, Papatya, Zeytin
Bal, Buğday, Patçuli, Üzüm, Yasemin
Bal, Buğday, Patçuli, Üzüm, Yasemin
Tarçın
Yasemin
Bal, Gül, İğde, Kayısı,Menengiç, Üzüm, Yasemin
Bergamut, Yosun
Bal, Buğday, Defne, İğde, Portakal, Tarçın, Yosun
Adaçayı, Gül, Itır, Kayısı, Kil, Limon, Patçuli, Portakal, Tarçın
Adaçayı, bal, Bergamut, Patçuli, Kil, Limon, Portakal
Aloevera, Bal, Gül, Kayısı, Menengiç, Portakal ,Tarçın
Buğday
Bal, Gül, Kil
Ardıç, Defne, Zeytin
Ardıç ,Defne ,Lavanta
Bal, Gül
Defne
Adıç ,Defne ,Zeytin
Portakal
Zeytin ,Defne, Bal ,Gül
Buğday
Elle mart sayısında efsanevi beyaz çayı ele aldı. Her demlemede
farklı bir aromatik tadı ortaya çıkan beyaz çay sağlığa yararlarıyla
biliniyor
Beyaz şakayık, altın ay, gümüş iğne ve beyaz bulut gibi
isimleriyle ve tadıyla efsaneler yaratan, yüzyıllarca çeşitli anlamlar
yüklenerek değerlenen ve günümüzde pek çok araştırmanın konusu olan
beyaz çaya kupalarınızda yer açın. Beyaz çay, adını çay tarlalarındaki
açılmamış filizlerin gümüşi beyaz tüylerinden ve çok açık renkli
liköründen alıyor. En nadide ve en pahalı çay çeşidi olan beyaz çay,
kadim şifacılar tarafından yüzyıllardır bitkisel ilaç olarak da
kullanılıyor. Ayrıca en az üretilen ve en yüksek düzeyde antioksidan
içeren çay çeşidi. Dünyada yıllık üretimi 600-800 ton civarında. Çin,
Hindistan, Kenya, Sri Lanka ve Vietnam kaynaklı beyaz çayın, ülkemizde
de çeşitleri var. Dört çeşidi var Damakta tatlı ve ipeksi yumuşaklıkta
tat bırakan beyaz çay, fındıksı bir aromaya sahip. Yüksek kalitedeki
beyaz çay, diğer adıyla �gümüş iğne�, yalnızca filizler içeriyor.
Kafeini daha az tüketmek isteyenler için keyifli bir seçenek. Dört grup
beyaz çay var: Silver Needle (Yin Zhen Bai Hao), White Peony (Bai Mu
Dan), Tribute Eyebrow (Gong Mei), Noble, Long Life Eyebrow (Shou Mei).
En yüksek kaliteli beyaz çaylar olan �gümüş iğne� ve �beyaz şakayık�,
Çin kaynaklı. �Silver needle�, �gümüş iğne�, �büyük beyaz� veya
�narcissus� denilen çay klonlarının körpe etli tomurcuklarından
dikkatli şekilde elle seçilerek üretiliyor. Hafif tatlımsı aroması ve
lezzetiyle çok ünlü ve nadir. İkinci derece kalitede olan �beyaz
şakayık� (white peony), tomurcuk ve yapraklardan oluşuyor. �Gümüş
iğne�ye göre daha sert tada sahip olan çay, ondan daha koyu renkte.
Avrupa ülkeleri ve Amerika�da fındık veya bambu kokulu, tatlı, hafif
tütsülenmiş tada sahip, daha koyu likörlü �beyaz şakayık� satılıyor.
Beyaz çaylar içinde en tanınmışlardan biri de, Çin�in Fujian
Bölgesi�nde yetiştirilen �yüzde 100 organik beyaz şakayık�. Beyaz çayı
Türkiye�de Lipton ile Schiller Chiemsee çay markaları içinde
bulabilirsiniz. Beyaz çayın yararlarıBeyaz çay kolon, prostat, mide
kanseri gibi birçok farklı kanser çeşidine karşı koruyuculuğa sahip.
Yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı. Damarların gelişimine destek
oluyor. Felç tahribatına karşı koruyucu etkili. İyi kolesterolü
yükseltip, kötü kolesterolü düşürmeye yardımcı olarak damar sertleşmesi
ve tıkanıklığının önlenmesine katkı sağlıyor. Bakteri ve virüsleri
doğal yollarla yok etmeyi sağlıyor. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor.
Soğuk algınlığına karşı korunmaya yardımcı. HIV belirtilerini
hafifletebiliyor. Kalbi güçlendiriyor. Kemik yoğunluğunun yüksek
olmasına katkıda bulunuyor. Romatizma ve osteoporoz hastaları için
faydalı etkiye sahip. Dişleri daha güçlü yapan az miktarda florid ve
diğer besin elementleri içeriyor. Kötü nefes kokusuna sebep olan
bakterileri öldürüyor. Metabolizmayı hızlandırarak, dengeli diyet
programına yardımcı oluyor. Nasıl demlenir?Demliğe koyulan beyaz çay,
siyah çayın aksine birkaç kez demlenebiliyor ve her demlemede farklı
bir aromatik bileşeni açığa çıkıyor. Eğer demlemede en yüksek
kalitedeki filizler kullanılacaksa demleme süresi, suyun sıcaklığına
bağlı olarak üç-dört dakika sürebiliyor. Çeşitli metotları deneyerek
farklı damak tatları için en mükemmel beyaz çay demleme şeklini
bulmanız mümkün. Efsanevi beyaz çay Bir Çin efsanesine göre, beş bin
yıl önce İmparator Shen Yung kırda dolaşmaktadır. Su içilemeyecek kadar
kirlidir, o da suyun kaynatılmasını emreder. Derken rüzgâr, fincandaki
kaynar suya bir çay yaprağı bırakır. Meraklı imparator, yaprağın su
içinde demlenmesine izin verir. Efsaneye göre imparator yedi yıl
boyunca bölgede kalarak sürekli çay içer. Çin�in Song Hanedanlığı
boyunca beyaz çaya büyük hürmet edilmiş. Bu değerli içecek, kraliyet
tebasının seçimi ve imparatora sunulan özel bir hediye olmuş. Beyaz çay
yaprakları ve tomurcukları, geniş kaselerde rahatça çırpılabilsin diye
Song çay seremonisi boyunca ince toz şeklinde öğütülmüş. Bu şekilde ilk
çay pudrası üretilmiş. Bu dönemde Çin�e giden Japon rahipler, Song
usulü çay hazırlamayı öğrenmiş ve ülkelerinde alışkanlığı devam
ettirmişler...
hava değişikliğine dikkat edin
Sağlığımız ile hava durumu arasında garip bir ilişki var. Ani değişen
iklim şartlarına uyum sağlamakta zorlandığımız için sağlığımız
bozuluyor. Havalar en çok kadınları etkiliyor.
4 Mart 2008 Salı
Hele yüksek tansiyon,yorgunluk ve tedirginlikten
şikayetçiyseniz,özellikle mevsimin değişim dönemlerinde,meterolojiyi
izlemenizde yarar var. Şiddetli rüzgarın getirdikleri... Aniden
kuvvetlice esen bir rüzgâr çıktığında; Kalbiniz dışarı çıkacakmış gibi
küt küt atıyor. Üzerinizde nedenini bilmediğiniz bir asabilik var. Her
şeye çabuk sinirleniyorsunuz. Uzmanlara göre kuru rüzgâr, (saç kurutma
makinesinde olduğu gibi) insanı elektriğe kapılmış gibi sarsan,
elektrostatik bir enerji birikimine yol açıyor ve cildimizdeki sinirsel
alıcıları uyararak fiziksel ve beyinsel gerilimlere neden oluyor. Bora
gibi çok kuvvetli esen rüzgârlı havalarda atmosfer basıncındaki
şiddetli titreşimler, pek çok insanı etkileyerek başdönmesi,
uykusuzluk, nedensiz baş, kas veya eklem ağrılarına yol açıyor. Eğer
kolitten yakınıyorsanız şiddetli rüzgârlar rahatsızlığınızı
azdırabilir. Ne yapmalı? * Rüzgarla gelen fiziksel ya da beyinsel
gerilimlerden korunmak için doğal çarelere başvurup kekik, nane veya
papatya çayı hazırlayın. 1 fincan kaynar suda 1 tatlı kaşığı karışık
şifalı otları 10 dakika demlendirin. Süzüp ılık olarak için. * Havalara
karşı hassas bir yapınız varsa ve tatil ya da iş amaçlı seyahate
çıkacasanız, gideceğiniz yerin hava durumunu önceden öğrenip gerekli
önlemleri alın. * Aşırı rüzgarlı havalardan etkilenmemek için
sofranızda B grubu vitaminleri içeren meyve ve sebzelere yer verin.
*Nemli havada kan dolaşımını hızlandıran besinleri sofranızdan eksik
etmeyin. Bu arada melekotu gibi bitkilerle şifalı çaylar hazırlayıp
için. Yağ tüketimini en aza indirgeyin. Bol balık, beyaz et, tahıl ve
sebze yiyin.
Dolunayda vajinal mantarlara dikkat... Eğer vajinal mantardan
şikayetçiyseniz, dolunayda rahatsızlığınız artabilir. Uzmanlara göre
ayın değişik ritmleri adet dönemlerini uyarıyor, hormon üretimini
artırıyor ve bağırsak parazitlerinin ya da kadın üreme organlarında
yaşayan mantarların üretimini artırıyor.
Güneş saldırgan yapıyor... Güneşteki lekeler artınca sinir
sistemimiz alt-üst oluyor. Saldırganlık olayları ve trafik kazalarında
hızlı bir artış gözleniyor. Güneşteki fırtınalar organizmanın otomatik
reaksiyonlarından sorumlu olan sempatik sinir sistemini etkileyerek
yüksek tansiyonu azdırıp kalp ritmini bozuyor. Nemli hava melankoli ve
adale ağrılarını davet ediyor...
Puslu, sisli ve nemli havalar, sinir sistemini alt üst ediyor.
Sisli havada nem damlacıkları güneş ışığına geçit vermiyor. Bu da
sağlığımızı etkileyerek vücudumuzun, mutluluk hormonu denilen serotonin
üretimini düşürüyor. Sonuç olarak depresyon ya da melankoli kaçınılmaz
oluyor. Sisli ve nemli hava ayrıca adale ve eklem ağrılarını azdırıyor.
İçinde mikrop gibi maddeleri barındıran nem damlacıkları solunum
yoluyla vücudumuza girerek enfeksiyon hastalıklarına davetiye
çıkarıyor. Ve sinüzit, rinit, otit ve farenjit gibi hastalıklar ortaya
çıkıyor. Nem mide sistemini de bozarak kolite yol açıyor...
Araştırmalar sadece ergenlerin değil 25-40 yaş arası kadınların da
ciddi şekilde akne problemi yaşadığını ortaya koyuyor. Akneyle
savaştan, doğru yöntemlerle galip çıkmak mümkün...
Kadın olmak, bakımlı olmak, ince olmak ve hoş görünmek stresi yüklüyor
çoğu zaman üzerimize. Kalabalık bir ortamda bu stres daha da artıyor
çünkü içeri giren bir kadına sadece erkekler bakmıyor.
İçeri giren kadını kadınlar daha fazla inceliyor ve çok acımasız
eleştirebiliyor. Oysa erkekler birbirine bu stresi yaratmıyor. Kadının
üzerinde çift stres var; hem kadın kadına hem de erkek kadına göz
stresi uyguluyor. Üstelik kadın doğası gereği vücut tipi ve bileşimi
açısından erkeğe göre daha şanssız. Ergenlik dönemi, ilk adet kanaması,
hamilelik, emzirme dönemi, menopoz, osteoporoz, düşük bel pantolonlar,
vücuda yapışan elbiseler, davetler, keyifli geceler ve ardından sabah
baskül işkencesi... Kadınlar her zaman kilolarına dikkat ederler. Çünkü
daha kolay kilo alırlar. Bunun sebebi, kadınlık hormonu östrojen
nedeniyle, vücut yağ oranının daha yüksek olmasıdır.
Erkek ve kadın arasındaki farklarErkekler kadınlardan çok daha
fazla yemek yerler ama hemen kilo almazlar. Çünkü onların
metabolizmaları daha hızlıdır. Yüksek kas oranı, yediklerini daha çabuk
yakmalarını sağlar. Kadınların olaylardan etkileniş biçimi veya
yaşananlar karşısındaki yorumu, genelde erkeklerden farklılık gösterir.
Özellikle ayrılık, üzüntü, sıkıntı, yalnızlık gibi duyguların yarattığı
yeme isteğinin gerçek açlık olmadığı bilinmelidir. Bu tip durumlarda
hissedilen duygusal açlık nedeniyle, buzdolabı ve TV önünde mekik
dokunan saatler yaşanabiliyor. Yemeğin psikolojik açıdan ayakta
durabilmek için koltuk değneği gibi kullanılması, kadınlarda kilo
probleminin sebebi olabiliyor çoğu zaman.
Erkekler kolay kilo verirler çünkü erkekler bütün gün dışarıda
oldukları için daha düzenlidirler. Belli bir yaştan sonra kadınlar için
spor güç bir uğraştır. Oysa erkekler özellikle olgun yaşlarda spora
daha çok yönelir. Erkeklerin kas ağırlığı daha fazlayken kadınların yağ
kütlesi daha fazladır. Kadınların doğum, menopoz gibi dönemleri ve her
ayın neredeyse yarısı, hormon değişiklikleriyle geçer. Bu bir
dezavantajdır. Üstelik kadınlarda sürekli diyet yapma fikri bu işi
işkence haline getirebiliyor. Kadın olmanın avantajları Kadınlarda yağ
dokusu fazlalığı estetik açıdan dezavantaj olsa da aslında sağlık
açısından erkeğe göre avantaj yaratmaktadır. Erkeklerin göbeğinde
biriken yağlar daha tehlikeli olup, diyabet, kolesterol, hipertansiyon
ve böbrek taşı gibi rahatsızlıklara yol açar. Bel - kalça oranı, bu
nedenle önemlidir. Bu oran erkekte 1, kadında ise 0.8 değerinin üzerine
çıkmamalıdır. Erkek tipi şişmanlık genelde karın çevresinde biriken
yağlarla karakterizedir ve �elma tipi� diye bilinir. Kadınlarda daha
sık görülen vücut tipi ise �armut tipi� olandır.
Kadın olmanın diğer bir avantajı ise tabii ki anne olabilmek. Ben
kadın olmaktan mutluyum, iyi ki kadın doğmuşum. Biraz kilo fazlanız
olabilir, her kadın ince olmak zorunda değil. Sağlığınızı tehdit edecek
boyutta şişman değilseniz aktif bir yaşam sürüyor, tüm besin
gruplarından dengeli tüketiyorsanız düzenli sağlık muayenesi
yaptırıyorsanız ne mutlu size. Hep mutlu kalın, kadınlar günününüz
kutlu olsun. 30�lu yaşlarda kadında yeni bir dönem başlıyor30�lu
yaşlar, kadınların �Daha önce de aynı şeyleri yiyordum ve kilo
almıyordum ama şimdi vücuduma bir şeyler oldu sanki, kalınlaştım,
yağlanmaya başladım� ifadelerini en yoğun kullandıkları dönemdir. Çünkü
30 yaşından sonra vücut her 10 yılda bir metabolik hızını yavaşlatır.
Üniversite, master ve çalışmanın ardından, genelde bu yaşlarda kişiler
iş ve özel hayatlarını düzene sokarlar. Bu düzenle birlikte hareketsiz
yaşam riski doğar. Satın alma gücünün artması, dışarıda yenen yemekler,
davetler, sağlığa gösterilmesi gereken özeni gölgeleyebilir. Oysa 30�lu
yaşlar vücudunuza yatırım yapmanız için hâlâ bir fırsat dönemidir.
Özellikle kemikler açısından 25-35 yaş arası çok iyi
değerlendirilmelidir. Osteoporoza karşı önlem için 35 yaşına kadar
diyetle kalsiyum alımı gerekir. Anne olmak için de genelde
çalışankadınların tercihi 30�lu yaşlardır. Bu sebeple, hem sağlıklı bir
bebek dünyaya getirmek için vücuttaki depoları dolu tutmak, hem de
formunu koruyabilmek için dengeli beslenme ve egzersiz bu yaşlardan
itibaren hayatın ayrılmaz bir parçası olmalıdır.
Jinekolojik muayeneler de her yıl düzenli yaptırılmalı, ailesinde
şeker hastalığı, kalp, yüksek tansiyon, kanser öyküsü olanlar 30�lu
yaşlardan itibaren düzenli sağlık muayenesi yaptırmalıdır. İyi
beslenemeyip, çok sık seyahat edenler, bu dönemde multivitamin
kullanabilirler. Gebeliğe hazırlıkta B grubu vitaminler, özellikle
folik asit ve demir seviyelerine bakılarak destek alınmalıdır...
kanseri riskini aspirin azaltıyor
Araştırmaya göre, meme kanseri hastalarında COX enzimi ve prostaglandinlerin anormal olarak yüksek olduğu ve Aspirin gibi steroid olmayan antienflamatuvar ilaçların (NSAİİ) COX enzimini inhibe ederek prostaglandin sentezini azalttığı görüldü. Bu sonuca göre meme kanserinden korunmada ve tedavisinde NSAİİ’lerin etkili bir rolü olabileceği belirtiliyor. Aspirin’in göğüs kanseri hastalarında kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlatan maddelerin miktarını artırdığı ve buna paralel hastalığa bağlı ölümlerde azalma olduğu da kaydediliyor.
Araştırmacılar, göğüs kanseri riskini azaltmak için kullanılması gereken optimal doz ve kullanım süresi ile ilgili daha detaylı araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor.
Kalp hastalarının Dikkat Etmesi Gerekenler
- Sinirlenmeyin
- Sigarayı bırakın
- Şişmanlamamaya ve kilonuzu muhafaza etmeye çalışın
- Fazla yorucu işler yapmayın
- Uyku ve dinlenmenizi ihmal etmeyin
- Koşmayın, acele etmeyin.
- Her gün bir öncekinden daha iyi olduğunuza inanın
- Kabız olmamaya dikkat edin
- Çürük dişleriniz varsa, tedavi ettirin
-
Fazla miktarda yağlı sığır veya koyun eti, sütlü şeyler yemeyin.
Konserve, pastırma, salam, peynir, turşu, balık ve çikolata gibi
şeyleri mümkün olduğunca azaltın
- Yemeklere tuz koymayın. Yemeklerinizi mısırözü, ayçiçeği veya haşhaşyağı ile hazırlayın
- Bol bol taze sebze ve meyve yiyin
- Bol bol yoğurt yiyin ...
Kilo fazlalığının horlamanın en önemli nedenlerinden biri olduğu bilinmektedir. Kilo fazlası olup zayıflayan hastaların %80'inde horlamanın önemli derecede azaldığı veya tamamen ortadan kalktığı görülmüştür. Kilo verme, özel şekilli yastıklar, ağız veya buruna yerleştirilen bazı cihazların kullanılması, uyku ilaçları, sakinleştirici ilaçlar ve alkol kullanımından kaçınma gibi yöntemler horlamanın kontrolunda yararlı olabilir.
Günümüzde, horlamayı ortadan kaldıracak etkili bir yöntem vardır. "Laser uvulo-palatoplasti (LAUP)" adı verilen bu cerrahi yöntemle yumuşak damaktaki dokular yeniden şekillendirilmekte ve horlama önlenebilmektedir. Bu ameliyatın başarı oranı %85-90 arasındadır. Ameliyatta, lazer ışını ile yumuşak damaktaki dokular dikkatle küçültülmekte ve zamanla dokuların iyileşip gerginleşmesiyle uyku sırasındaki titreşimleri, yani horlama ortadan kalkmaktadır. Ameliyatta lazer ışınının kullanılmasının nedeni, lazerin yumuşak dokuları kanamaya neden olmadan kesme yeteneğinin bulunmasıdır. Ameliyat yaklaşık yarım saat sürmekte ve boğazı uyuşturacak şekilde lokal anestezi ile yapılmaktadır.
Pekçok hastada bir kez tedavi
ile istenen sonuç alınmaktadır; ancak, bazı hastalarda ameliyatın en
erken dört hafta aralıkla olmak üzere tekrarlanmasına ihtiyaç
duyulabilir. Bazı hastalarda horlama tamamen ortadan kalkmasa bile,
şiddeti azalmaktadır.
LAUP ameliyatını takibeden birkaç gün ile
iki hafta arasında boğaz ağrısı hissedilmekte ve ağrı kesici ilaçlarla
kontrol altına alınmaktadır. Hastaların çoğu birkaç gün içinde normal
hayatlarına dönmekte ve çalışmaya başlayabilir hale gelmekte, sadece
ağır kaldırma gibi zorlayıcı bedensel faaliyetlerden kaçınmaları
istenmektedir.
Ameliyatın etkilerinin görülme zamanı kişiden
kişiye değişmektedir. Bazı hastalarda sonuç hemen alınmakta, ameliyatın
yapıldığı gün horlama kesilmektedir. Diğer hastalarda, ameliyatın
sonucu bir aya kadar ortaya çıkmakta ve kesinleşmektedir.